3. Dünya Savaşı'nın gelişini haber veren yazım(2009 ya da 2010 tarihli)

Bu yazıyı, 2009 ya da 2010'da, Berlin'de katıldığım bir "gayrıresmi NATO zirvesi" sırasında, o zamanlar sahip olduğum tumgazeteler.com sitesi için yazmıştım.
Siteyi kapatalı uzun zaman oldu.
Arşivde arama yaparken, başka haber siteleri tarafından alıntılandığını farkettim, kendi Blog'umda da yayımlayayım istedim.
Bu yazı, "Arap Baharı"ndan önce yazılmıştır! Şimdi çark etmiş yalama medya Arap Baharı'nı, "bahar, demokrasi, çiçek, böcek" sloganları ile halkımızı aldatırken, "bu işin altında başka işler var" diyerek, ekonomik-siyasi analizler ile o işlerin hakikatini de anlatmaya çalıştım. Hepsi, hiç utanmadan koltuklarında oturuyor! Türkiye'de liyakat zinciri, yüz yıllardır kırıktır! Bunun sebebi de, ancak, "seçkinler teorisi" doğru düzgün analiz edilmekle anlaşılabilir. Uzun hikaye, vesselam! Her millet, layık olduğu şekilde yönetiliyor!

Çok ilginç gelişmeler olacak!

23 Mayıs`dan bu yana, Institute for Cultural Diplomacy(Kültürel Diplomasi Enstitüsü) isimli Sivil Toplum Örgütü`nün davetlisi olarak Berlin`de idim.

Davet sebebi, bir hafta sürecek, 3 bölümden oluşan bir sempozyum idi.

Sempozyumun birinci ve ikinci bölümleri, daha çok, "Kültürel diplomasi", "Yumuşak güç(soft power)" gibi kavramların tartışıldığı panel ve oturumlardan oluşurken, üçüncü bölüm NATO işbirliği ile, tamamen spesifik bir konu üzerine odaklanmıştı: Afganistan ve Orta Asya. Konuşmacılardan bir kaçını saydığımızda, aslında, bunun gayriresmi NATO akil adamlar zirvesi olduğu bile söylenebilir: NATO Eski Genel Sekreteri Alessandro Minuto Russo, Türkiye, Bulgaristan, Romanya, İngiltere, Amerika, Fransa, Almanya ve diğer pek çok ülkeden eski Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar, halen görevde olan NATO Strateji Geliştirme Daire Başkanı Albay Andrew Budd, ABD Berlin Büyükelçisi Philip D. Murphy gibi isimler konuşmacılar arasında idi. Oturumlardan bir kısmı Alman Parlementosunda, bir kısmı Alman Dışişleri Bakanlığı`nda, bir kısmı ise ICD Genel Merkezi`nde gerçekleştirildi.

Bilindiği gibi, 20. yüzyıl, özellikle de 1990`lı yıllar, Sivil Toplum Örgütü(ingilizce adı ile Non-Governmental Organization - NGO) kavramının gittikçe ivme kazanarak popülerleştiği yıllar. Daha sonra, Devlet Yönelimli Sivil Toplum Örgütleri(Governmental NGO) kavramı ortaya atıldı.

Devlet Yönelimli Sivil Toplum Örgütlerini kabaca, "devlet adına düşünce üreten sivil toplum örgütleri" olarak adlandırabiliriz. Amerika`da CFR(Council on Foreign Relations), Türkiye`de USAK ve ORSAM gibi Stratejik Araştırma Kuruluşları Devlet Yönelimli Sivil Toplum Örgütleri olarak adlandırılabilirler. Çalıştıkları alanlar genelde güvenlik, jeo-strateji ve diplomasi gibi, devlet dışında bir aktörün uygulamasının hemen hemen imkansız olduğu konular. Dolayısı ile, ürettikleri bilginin ilk adresi devlettir.

Institute for Cultural Diplomacy(ICD), adından da anlaşılacağı gibi, Kültürel Diplomasi konularında uzmanlaşmış bir sivil toplum örgütü(NGO). Kurucusu ve Başkanı Mark Donfried isimli genç bir aktivist. Kendi ifadesi ile, ICD`nin sponsoru ise, Rimann Vilnius isimli genç bir işadamı(şu anda hiçbir iş yapmadığını söylüyor).

ICD, web sitesindeki açıklamaları ile, "Kültürlerarası ilişkileri her seviyede destekleyerek küresel barış ve istikrara katkıda bulunmak amacı ile kurulmuş" bir oluşum. Bu amaçla, "Kültürel değişimi kolaylaştıran aktiviteler düzenliyor, teoride ve pratikte kültürel diplomasi kavramı ile ilgili çalışmalar yapıyor ve bu amaçla hem sivil toplum örgütleri hem de devlet kurumlarını destekliyor, yakın bir işbirliği halinde çalışıyorlar.

ICD`nin kurucusu Mark`ın kendisi reddetmiş olsa da, bir siyaset bilimci olarak, ICD`nin alanında bir ilk olduğunu düşünüyor ve ICD`nin "Çok devlet yönelimli Sivil Toplum Örgütü(Intergovernmental NGO)" kavramının ilk örneği olarak anılabileceğini düşünüyorum. Zira, "Sert kuvvet kullanımı(Hard power)", "Yumuşak güç kullanımı(Soft power)" ve "Akıllıca güç kullanımı(Smart power)" gibi konular üzerinde yoğunlaşan ICD`nin, ürettiği bilginin tüketicisi daha çok devlet aktörleridir. Dahası, tek tek devletlerin ve sivil toplum örgütlerinin de faydalanması muhtemel bilgiler, ancak, birden çok devlet ya da daha doğrusu, "Devletlerin oluşturduğu Uluslararası Organizasyonların" kullanımı ile anlam kazanabilecek bilgilerdir. Tek bir sempozyumda bile, ICD`nin NATO, Avrupa Komisyonu ve Alman Dışişleri Bakanlığı ile işbirliği halinde hareket ettiği düşünülürse, ortaya attığım tanımın, ICD için uygun olabileceği görülebilir. Toplantıda konuşmacı olan bireylerin %90`dan fazlasının eski bakan, elçi, bürokrat gibi devlet aktörleri olduğu düşünülürse, durum daha da açıklık kazanacaktır. Kısaca, ICD, kanımca, "Çok devlet yönelimli Sivil Toplum Örgütü(Intergovernmental NGO)" kavramının doğuşunu temsil etmektedir.

Kültürel diplomasi, yumuşak güç, akıllı güç kullanımı gibi kavramlar hakkında yazmayı başka makaleler ile sürdüreceğim. Ancak, bu yazıda, özellikle belirtmek istediğim başka bir husus var:

Sempozyumun üçüncü bölümü, yukarda da belirttiğim gibi, Afganistan ve Orta Asya hakkında, adeta NATO akil adamlar zirvesi idi.

tumgazeteler.com okurlarına, hemen oradan yazmak istediğim, fakat gerçekleştiremediğim çok önemli bir kaç gözlem, malesef daha ben gelmeden gündemin gerisine düştü: NATO`da büyük bir fikir ayrılığı ortaya çıkmış durumda. Hemen tüm oturumlarda, bunu çok belirgin bir şekilde gördüğümü söyleyebilirim:

Sempozyuma bir konuşmacı olarak katılan ABD Büyükelçisi Philip D. Murphy`nin, "Son raporlara göre, ABD Halkı Afganistan Operasyonu için yılda 80 ila 100 milyar dolar arasında para harcamaktadır ve buna rağmen Amerika Birleşik Devletleri istikrarı sağlamak için Afganistan`da ne kadar kalması gerekiyorsa o kadar kalacaktır" sözleri ...

Alman Parlementer ve konuşmacıların, "Afganistan meselesi hakkında kendi kamuoylarına açıklama yapmakta gittikçe daha zorlandıklarını, artık bir çekilme takvimi belirlemenin kaçınılmaz olduğunu" belirtmeleri ...

Dışişleri Eski Bakanımız Yaşar Yakış Bey`in "Afganistan`ı tarih boyunca pek çok büyük güç istila etmek istedi ve beceremedi. Son olarak Ruslar ve şimdi de Amerikalılar şanslarını deniyorlar" mealindeki sözleri dikkat çekici idi.

En ilginci ise, ABD Büyükelçisi Murphy`nin, konuşmacı olmadığı bir panele müdahale ederek, panelde konuşmacı olan FDP`li Alman Bayan Milletvekili`ne, parmağını tehditkar bir şekilde sallayarak konuşması idi. Sözleri çok önemli değil. Ama devletler arasındaki gerilim ortada idi. Bunu gördüğüm anda, basit bir çatlak olmadığını, çok yakın bir gelecekte, dünyada pek çok önemli gelişme yaşanacağını bir makale ile bildirmeyi düşündüm.

Son büyük gelişme, bu yazıdan önce gerçekleşti: Daha ben Almanya`dan dönmeden, hem de direkt olarak NATO, ABD ve Alman Ordusu ile ettiği sözlerden dolayı, Alman Cumhurbaşkanı Horst Köhler`in istifa etmesi(ya da ettirilmesi) oldu. ABD yanlısı gibi görünen konuşmalarının yanlış anlaşıldığını iddia eden Köhler, Alman tarihinde istifa eden ilk Cumhurbaşkanı oldu.

Bu gelişmelerin yoğunlaşarak devam edeceğini düşünüyorum. Sorun kanaatimce Afganistan ile de sınırlı değil. Sayın Yaşar Yakış`ın bilgeliğine ve nezaketine yaraşır şekilde yaptığı sunumda Afganistan`ın öneminin doğal zenginlikten değil, jeo-stratejik bir erişim noktası olmasından kaynaklandığını söylemesi önemli idi. Konumundan ya da nezaketinden söyleyemediği ise, ABD`nin Afganistan`ı "Orta Asya`yı kontrol altında tutmak amacı" ile işgal ettiği idi. Manas`daki askeri üs sorununu ve kargaşayı sadece hatırlatmakla yetindi.

Aynı durum Irak için de geçerlidir. Bir kaç ay önce, ORSAM`ın düzenlediği bir toplantıda, Irak Eski Başbakanı İyad Allavi`ye sorduğum ve cevabını alamadığım soru ise, ABD`nin Irak`ı demokrasi getirmek için işgal etmediği, tam tersine, istikrarsızlaştırarak bölgede kalmasını sağlayacak bir alan yaratmak amacını güttüğünün kanıtıdır: "Dünya basınında, Irak`ın ABD tarafından işgali sonrasında, 30 binden fazla akademisyen, profesyonel ve entellektüelin katledildiğini okuyoruz. Doğru mudur? Doğru ise, bu bir milletin beyninin ezilmesidir. Beyinsiz bir milletin istikrarı olmaz. Bu konuda üretilen politikalar var mıdır?"

Irak Ortadoğu`yu, Afganistan Orta Asya`yı, Açe ise Güneydoğu Asya`yı askeri olarak kontrol etmeye yarayacak bölgeler. Bu üç hayati bölgede de, bir şekilde kaos yaratıldı. İkisinde askeri kontrol noktası kurulabildi. Açe ise, kendisine "insani yardım" getiren uçak gemilerini karasularına sokmayı reddetti.

Kısacası, ABD`nin dünyadaki askeri hegemonyası, NATO içinde bile ciddi tartışmalara sebep olmuş durumda. Ne İsrail`in son günlerdeki azgınlığı, ne Alman Cumhurbaşkanı`nın istifası, ne PKK saldırısı, ne Baykal`a kaset komplosu, ne yıllardan sonra Kuzey İrlanda`da bir polis karakolu`nun IRA tarafından bombalanması, ne Avrupa`yı sarmakta olan ekonomik kriz birbirinden bağımsız olaylar.

Dünya yeni bir düzenin doğum sancılarını yaşıyor. Soğuk Savaş şartlarına göre tasarlanmış Birleşmiş Milletler Örgütü, NATO gibi kurumlar yeni koşullara cevap veremiyor. ABD artık tek küresel güç olmadığı gerçeği ile yüzleşiyor.

Bu sancılar artarak devam edecektir. Çatışmalar ve kaosun ardından yeni güçler net bir şekilde belli olacak, uluslararası örgütlenmeler bu yeni güç dağılımına göre şekillendirilecek ve dünya yeni bir istikrar dönemine kavuşacaktır.

Ve tartışmaların kalbinde bulunarak edindiğimiz izlenim, her ne olursa olsun, Türk Ordusu`nun güçlü kalmasının ne kadar önemli olduğudur. Türk Ordusu`nun gücü ve önemi, dünyanın en önemli kararlarının alındığı bu platformlarda çok daha iyi ortaya çıkıyor: Türkiye olmadan kimse dünyaya bir düzen getiremez.

Not: Bu yazının yayına koyulduğu günün akşamı, Japon Başbakanı Yukio Hatoyama`nın, ülkesindeki ABD üslerini kaldırma sözü vermesine rağmen kaldıramadığından dolayı istifa kararı aldığı haberi elimize ulaştı. Almanya Cumhurbaşkanı ve hemen ardından Japon Başbakanı`nın istifa etmeleri "Çok ilginç gelişmeler olacak" tezimizi doğruluyor. Gelişmelerin burada durmayacağını düşünüyor, okurlarımız gibi ilgiyle izlemeye devam ediyoruz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben utanaydım, ama, bunlar gerçekleşmeyeydi

Visual proofs of Hohha Dynamic XOR Encryption Algorithm