Asıl tehlike kuş gribi değil, puşt gribi!

2009'de tumgazeteler.com için kaleme aldığım bir yazı:

Tüm dünyayı önce kuş, sonra domuz gribi korkusu sardı. Kuş gribi ile yatıyor, kabuslarımızda keneler tarafından ısırıldığımızı görüyor, domuz gribi ile uyanıyoruz...

Tüm bu korkuların ve biyolojik saldırı mıdır, değil midir tartışmalarının arasında ise, insanın yaradılışı kadar eski ve o derecede yaygın bir hastalığı es geçiyoruz: Puşt gribi.

Puşt gribi(Bir rivayete göre latince adı homo homini lupus), çok uzun kuluçka dönemi olan bir hastalık.
Her insan bu hastalık mikrobunu doğuştan taşıyor ve hastalık yıllarca kendini belli etmeden kalabiliyor.

Hastalığın kendini belli etmesinde pek çok etmenin rol oynadığı öne sürülse de, tüm uzmanlar İktidar, makam, şöhret ve paranın hastalığın kuluçka evresinden çıkmasında en önemli faktörler olduğunda hemfikir.

Hastalığın her meslek grubundan, her toplum katmanından insanda görülebildiği yadsınamaz bir gerçek iken, politikacılar, devlet görevlileri, medya mensupları ve emrinde çalışanı olan tüm meslek mensupları en fazla risk altında çalışanlar olarak anılıyor.

Hastalık sağcı/solcu, ilerici/gerici, mümin/ateist, türk/fransız ayırt etmiyor.

İlkokul mezunu "solcu" bir "işçi", milletvekili seçildikten sonra puşt gribi aktive oluyor, her dönem yayımlanan meclis kataloğunda meslek hanesine "sendikacı" yazdırıyor.

Bir kaç yıl evveline kadar kıçında donu olmayan "mütedeyyin politikacı", birdenbire edindiği aşırı malvarlığından dem vurulduğunda puşt gribi kapmışım diyeceği yerde, "müslümanlar zenginleşmelidir" diyebiliyor.

Yıllardır birbirleri ile rekabet ediyormuş gibi görünen, ama aslında rekabet ediyor göründükleri televizyon reklamlarında "Sabit telefon bizden sorulur, cep telefonu rakibimize emanet", "Cep telefonu bizden sorulur ama sabit telefonda Allah için rakibimiz çok iyidir" diye birbirlerini büyüten... İş gerçek rekabete geldiğinde de, halka tüm vergiler dahil şu kadar diyerek müşteri çektikten sonra bunun 8-10 ytl üzerinde fatura gönderen birbirinden beter "bilişim(telekom lafı ayağa düştü ya!!)" şirket yöneticilerimiz...

Hadi bir de çok yakın çevremizden bir örnek de biz verelim. Yılların imamı, geliyor bir akraba ziyaretinde "politikaya atılacağım, belediye başkanlığına adaylığımı koyacağım" diyor. Bunu yakından tanıyan, saflığını bilen yaşlı akrabaları "Evladım bu politika para işidir, sen imam maaşınla neyine yetirebileceksin?" deyince; uyanık mütedeyyin partili dostlarından kaptığı puşt gribinin etkisi ile, "Bir müteahhit sponsor bulacam kendime, seçilince ona birkaç ihale vericem, bu işler böyle dönüyor" deyiveriyor. Akrabaları da dövmekten beter ediyorlar.

Sonuç? Sonuç ne olacak. Bu hastalığın ne çabuk yayıldığını bilen yılların kurt politikacısı başbakan çıkıyor, "Biz şımardık, halk bizi cezalandırdı" mealinde açıklama yapıyor. Ne yapsın adamcağız, açık açık "Partililerim puşt gribi oldu, şakşakçılar her yeri sardı" mı desin. Bu millet "delikanlılığı" sever. Zaten o partiyi hala iktidarda tutan olgunun da şahsında somutlaşan bu "delikanlılık" olduğunun fazlası ile bilincinde. Puşt gribi kapanlara karşı "Arınç" ilacı kullanmaya çalışması da bunun göstergesi. Lakin "şakşakçılar" sardı, çok geç oldu gibi geliyor bize.

Hastalık, özellikle devlet memurlarında çok daha karmaşık olgularla karşımıza çıkıyor.
Amirlerinin önünde son derece kişiliksiz, sünepe bir adam bakıyorsunuz, maaşını vergisi ile ödeyen, hizmet etmekle yükümlü olduğu vatandaşa etmediğini bırakmıyor, bir de "nerede olduğuna dikkat et" diyebiliyor. Bir de bunların üniformalı olanları var ki ... Valla karılarından başka kimseden korkmazlar. Hiç girmeyelim o konulara, hassas iş!

Dedik ya! Bu hastalık özellikle "kamusal alanda" çok komplikasyon yaratabiliyor. Mesela "kamusal hizmet" almaya giden bir bayanın, "Hanım hanım! Burası kamusal alan! Donunu çıkar öyle otur! Kanun var nizam var!" cevabı aldığını düşünebiliyor musunuz?
Siz inanmayın, kamusal alan sahipsiz sanın bakalım. İster don çıkarttırırlar adama, ister sütyen. Kurumların kuralları olur arkadaş!

Bir de "şahs-ı maneviciler" var: "Biz şahs-ı maneviyi de, onları oluşturanları da seviyoruz, ama hastalık tehlikesi var. İyi amaç için herşey mübah değildir. Bu hastalığın şakaya gelir tarafı yok! Yapmayın etmeyin!" dedikçe, "Şahs-ı manevi hata yapmaz. Şura, meşveret" diyorlar.

Şahs-ı maneviler hata yapmasa, en önce 4 halife devri bitmezdi. Ashab-ı Kiram`dan daha büyük şahs-ı manevi var da, biz mi bilmiyoruz?
Kiminle neyin meşveretini yaptıklarını ise kendilerinden başka kimse bilmiyor. Birey dediğin nedir ki zaten! Çok samimi bir şekilde merak ediyoruz, bu şahs-ı maneviciler, örneğin Üstad Bediüzzaman"ın ilk zamanlarında yaşasa idi, O`nu "Bir bireydir, nedir ki, kimdir ki, cemaatlere cemiyetlere karşı tek bir kişinin etkisi ne olabilir ki! Yalnızdır! Ciddiye alınmayaa" derler miydi, demezler miydi?
Bir üstadı düşünüyoruz, ataklığını, cesaretini, sözünü esirgemezliğini, civanmertliğini ...
Bir de "talebesi olduğunu iddia edenlere" bakıyoruz. O`na benzemeliler değil mi? Allah gecinden versin, o başlarındaki mübarek bir giderse, bu kafa ile ... (Allah`ım, bizi utandır, hep doğru olsunlar, yanıldık diyelim, özür dileyelim, kardeşlerimiz büyüklük göstersin. Samimi duamızdır.)

Bir gazetede, bir başyazar, belki yaşlılığın verdiği de bir etki ile eleştirinin dozunu fazla kaçıran başka bir başyazara : "Biz de senin evinin pis olduğunu mu yazalım" dedi. Biz o gazetenin okuru olarak utandık!

Bu şahs-ı maneviciler iki kısım.
İlk anlattığımız, "kardeşlerimiz olan şahs-ı maneviciler" idi.
Bir de, "Hastalık merkezi" olan şahs-ı maneviciler var.

Kişisel gözlemimiz, "Kardeşlerimiz olan şahs-ı manevicilerin", "puşt gribinin asıl merkezi" olan diğer şahs-ı maneviciler ile bir "aşk-nefret" ilişkisi içinde olduğudur.

Dizilerde kitaplarda şurda burda devamlı olarak "Diğer şahs-ı maneviciler şöyle şer odağı böyle hastalık merkezidir" diyorlar, sonra bakıyoruz, yöntem olarak onlar ne kullanıyorsa, aynını taklit ediyorlar. Bu kesinlikle kötüdür demiyoruz, belki böyle yapılması gerekiyordur, ama "zıdlarına dönüşmeleri" olasılığı bizi endişelendirmiyor değil.

Bizimkilerin bir tür aşk beslediği diğer şahs-ı manevicilere gelince : Onlar kötüüüüüüüüüü! Cısssssss! Ciddiyiz! Gerçekten kötü! Hastalığın mikrobunun sanki yaşatılması için uğraşıyorlar. Onlardan çok bahsetmek bile iyi değil!

Başka örneklere geçelim. Devlet, bu gribin yayılması için acaip verimli bir ortam.
Mesela, bir kaç yıl evvel, adamın biri çıktı, "Türk ordusu peygamber ocağı diyorlar. Peygamber ocağı falan değildir" deyiverdiydi. Biz de çok merak ettiydik, "Acaba muvazzafken mi kaptı hastalığı?" deyu. Allah vere, Genelkurmay Başkanımız resmi olarak "Türk Ordusu Peygamber Ocağıdır. Türk askeri Mehmetçiktir." deyiverdi de, şüphelerimiz izale oldu.

Bir dizi seyrettik dün akşam TRT`de. Kurtlar Vadisi konseptinde, "Ayrılık" diye bir dizi.

Senaryoya alakasız bir şekilde -Eskiden Beyoğlu`nda bazı sinemalarda, film normal seyrinde iken, birdenbire araya porno filmden birkaç dakikalık bir parça konur, sonra film aynen kaldığı yerden devam ederdi, o hesap- bir sahne sokuşturulmuş, dikkatimizi çekti:

Patronu bir kızı durup dururken aşağılıyor, sonra da "Gurursuzsun sen! Buna hiç tahammül edemem" diyor. Allaaah Allaaah. Gel de çık işin içinden. Ne bu? Eski Türk filmlerine ağıt mı?

Hayır, bunun derdi daha farklı sanki. Senarist bir kaşıntısını anlatıyor gibi: "Evet tuzun kuru tabiii.... Sen zenginsin. Ben fakirlikten nelere katlanıyorum vs.vs.vs.!"... Ve istifa ediyor. İş daha da değişiyor. Bu bize eski Türk filmi nostaljisinden çok, Elia Kazan`ın "rıhtımlar üzerinde" filmini hatırlattı.

Türk halkına verilmek istenen mesaj nedir? "Fakirlik(yoksa başka birşey de imge olarak fakirlik mi seçilmiş?) dolayısı ile sünepelik, gurursuzluk" mübahtır. Varsın istediklerini söylesinler. Halden anlamayan sapık onlar" mıdır? Her sünepeliğin, gurursuzluğun sebebi fakirlik midir? Bu eleştiriyi yöneltenler başkalarını aşağılamaktan hoşlanan ruh hastaları mıdır?

Bu millet en fakir zamanında onurundan, duruşundan taviz vermedi. Şimdi saçma sapan bilinçaltı mesajları ile bunu mu değiştireceksiniz aklınız sıra? Amaç için herşey mübahtır diyen bir zihniyet mi isteniyor?

Devletin televizyon kanalı eliyle millete puşt gribi pompalamanın alemi yok!

Evet bu satırların yazarı dahil, herkesin bünyesinde doğuştan var olan bir mikroptur bu ama ... Hastalığı tüm topluma yayılacak biçimde zorla açığa çıkartmak kimsenin hakkı da haddi de değil!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ben utanaydım, ama, bunlar gerçekleşmeyeydi

Visual proofs of Hohha Dynamic XOR Encryption Algorithm